- iplik, yün, tel, saz v.s.'ni birbirine dolayarak veya geçirerek işlemek veya tezgâhta dokumak
“Balık ağı” — , ağları tamir ederken okur o!
- kumaşlardaki delikleri elde iplikle besleyerek kapatmak
“Paltonun sırtını güve yemişti de ben örmüştüm.”
- saç, yele v.s. şeylerin tellerini birkaç bölüme ayırıp birbirine geçirmek yolu ile dağınıklıktan kurtarmak
- duvar yapmak veya onarmak
“Bu duvarı iki günde ördüler.”
- estetik kaygıyla, duygulu biçimde bir güzelliği ortaya koymak
“Bu yeni zevke göre şiir ve nesir örenler yok.”
- müzik, edebiyat v.s.'nde bir özelliği oluşturmak, ortaya koymak
“Yaşadıkça kendi kabuğunu yetiştiren sümüklü böcek gibi talihimizi biz kendimiz öreriz.”
Biçimlerörer(third-person, singular, present)