- Sıvı maddelerin veya çok ince taneli katı maddelerin bir yerden başka bir yere doğru gitmesi.
- Bir kabın veya yerin içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırması
- metaphoricart arda ve toplu olarak gitmek
“Öfkeli insanlar, el ele, omuz omuza Taksim'e doğru akıyorlardı.”
- kumaşın yıpranıp ipliklerinin erimeye başlaması
“Çarşafın kumaşı da yer yer akmış, buruşmuştu.”
- boyanın birbirine karışması
- sürüp gitmek
“Nedim divanında bir kaside vardır, müjgân üstüne, hicran üstüne, umman üstüne kafiyeleri ve redifleriyle akar.”
- Süzülmek, kaymak, kayarak geçmek.
- (mecaz) zamanın çabuk geçmesi
- (mecaz) karışmak, katılmak
- slangçabucak savuşmak, ortadan kaybolmak
Biçimlerakar(third-person, singular, present) · aktım(positive, singular, definite, past) · aktın(positive, singular, definite, past) · aktı(positive, singular, definite, past) · aktık(positive, plural, definite, past) · aktınız(positive, plural, definite, past) · aktılar(positive, plural, definite, past) · aktıydım(positive, singular, definite, past) · aktıydın(positive, singular, definite, past) · aktıydı(positive, singular, definite, past) · aktıydık(positive, plural, definite, past) · aktıydınız(positive, plural, definite, past) · aktıydılar(positive, plural, definite, past) · aktıysam(positive, singular, definite, past, conditional) · aktıysan(positive, singular, definite, past, conditional) · aktıysa(positive, singular, definite, past, conditional) · aktıysak(positive, plural, definite, past, conditional) · aktıysanız(positive, plural, definite, past, conditional) · aktıysalar(positive, plural, definite, past, conditional) · aktılarsa(positive, plural, definite, past, conditional)