- basılmış, yassılaşmış
“Ökçesi basık pabucunun içinde kara ve çatlak topuklu ayakları ellerinden ziyade ortadadır.”
- çok yüksek olmayan, alçak
“Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi.”
- kısık
“Onun sesi de aynı şekilde basıktı.”
- dialectalcılız, zayıf, boysuz
- dialectal(Gümüşhane, Trabzon ağzı) türlü sebeplerle basıldığına inanılan ve bu yüzden hastalanan loğusa kadın, yürümesi geciken çocuk
- dialectalfevkalâde, pek iyi
- dialectalarkası basılarak giyilen ayakkabı, yemeni, terlik, patik
- dialectalaltı tahta pabuç
- dialectalharmanda fazla ıslanmış buğday
“Bu buğday basık, iyi un olmaz.”
- dialectalçok ıslanarak niteliği bozulmuş buğday
- Bir soyadı. Gece baskını
- Bir soyadı. Basınç, tazyik, baskı
BiçimlerBasık'ı(accusative)