/d͡ʒan.ˈlɯ/
- Yaşamakta olan, yaşayan; diri.
“Bütün canlıların kendilerini yarı baygın, uykulu, hareketsiz bir tembelliğe bıraktıkları saatler başlamıştı.”
- Yerinde duramayan, hayat dolu olan; hareketli, zihayat, dinamik.
- Dikkat çekici, göz alıcı, parlak renk; ateş parçası.
- canlı yayın.
- dikkat çekici, göz alıcı, parlak.
- Fonksiyonlarını hayata mümkün olduğunca uyum sağlayarak sürdüren, basit yapılı organelleri olan veya karmaşık organlar sistemlerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş varlık; organizma.
- canlı yayın
- Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde.
“Umut iyidir. İnsanı canlı ve güçlü tutar.”
- Samsun ili Çarşamba ilçesine bağlı bir köy.
- İzmir ili Bayındır ilçesine bağlı bir belde.
- İzmir ili Bayındır ilçesine bağlı bir belediye.
Biçimlerdaha canlı(comparative) · en canlı(superlative) · canlıyı(accusative) · canlılar(plural) · canlı(singular, nominative) · canlılar(plural, nominative) · canlıyı(singular, accusative) · canlıları(plural, accusative) · canlıya(singular, dative) · canlılara(plural, dative) · canlıda(singular, locative) · canlılarda(plural, locative) · canlıdan(singular, ablative) · canlılardan(plural, ablative) · canlının(singular, genitive) · canlıların(plural, genitive) · canlım(possessive, singular, first-person, nominative) · canlılarım(possessive, plural, first-person, singular, nominative) · canlımı(possessive, singular, first-person, accusative) · canlılarımı(possessive, plural, first-person, singular, accusative)