/deˈɾin/
- dip
“Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin. Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde.”
- dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan
“Genç kız onun kırık dişli ağzının içindeki derin karanlığa bakıyor.”
- yüzeyden içeri inen
- kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan
“Mevlâna gibi derin ve vectli bir insanın elinde ise belki en mütekâmil şeklini almış bulunuyordu.”
- uzun süren
“Henüz kapkaranlıktı dışarısı ve derin bir sessizlik içindeydi ev.”
- uzun süren
“Bir iki derin nefesten sonra teneffüsünün ritmi düzeldi.”
- (mecaz) ayrıntılı
“Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne”
- (mecaz) içten gelen
“Bir yandan da bundan derin bir utanç duyuyorum.”
- Bir soyadı. bilgelik, derinlikten
Biçimlerderini(accusative) · derinler(plural) · daha derin(comparative) · en derin(superlative) · Derin'i(accusative) · Derin(singular, nominative) · Derin'i(singular, accusative) · Derin'e(singular, dative) · Derin'de(singular, locative) · Derin'den(singular, ablative) · Derin'in(singular, genitive) · Derin'im(possessive, singular, first-person, nominative) · Derin'imi(possessive, singular, first-person, accusative) · Derin'ime(possessive, singular, first-person, dative) · Derin'imde(possessive, singular, first-person, locative) · Derin'imden(possessive, singular, first-person, ablative) · Derin'imin(possessive, singular, first-person, genitive) · Derin'in(possessive, singular, second-person, nominative) · Derin'ini(possessive, singular, second-person, accusative) · Derin'ine(possessive, singular, second-person, dative)