- üstüne basarak veya bir şey arasına sıkıştırarak yassılaştırmak, biçimini değiştirmek
“Ben kendi hesabıma aruzu bir bal mumu gibi ezer, oynar, istediğim şekle sokardım.”
- ağır bir şey, başka bir şeyin üzerinden geçmek, çiğnemek
“Rüzgârın içinde birbirini ezercesine kaçıştılar.”
- sıvı içinde bastırıp karıştırarak eritmek
“Şerbet için şeker ezmek. Boya ezmek.”
- üzmek, sıkıntıya sokmak
“Seven kalbi ezmek, sevmeyen kalbi durdurmaktan daha affedilmez bir cinayettir.”
- dayanıklılığını aşacak derecede çalıştırarak yormak
- yenmek, sindirmek
- harcamak
“Paraları bir haftada ezerim.”
Biçimlerezer(third-person, singular, present)