- yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
- bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak
“Tramvayın ön tarafından hızla inerken, arkasından bir sesin bağırdığını gördü.”
- dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek
- bir yerden başka bir yere gitmek, varmak.
- konaklamak.
“Samananbarı köyünün en büyük ve gösterişli evine inmişlerdi.”
- alçalıp eski durumuna dönmek
- fiyatı düşürmek
“Bin lira daha indim, gene almadı.”
- değeri düşmek
- slangvurmak.
- yıkılmak
- inme gelmek.
- bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak
“Gemi baş döndüren zaferli bir gürültüyle indi sulara...”
- uzamak, ulaşmak
“Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik ta vadiye kadar iniyordu.”
- ağmak
- sayısı azalmak
“Evvelden daha çok olduğumuzu zannettiğim hâlde sayımız son günlerde bu miktara inmiştir.”
Biçimleriner(third-person, singular, present) · indim(positive, singular, definite, past) · indin(positive, singular, definite, past) · indi(positive, singular, definite, past) · indik(positive, plural, definite, past) · indiniz(positive, plural, definite, past) · indiler(positive, plural, definite, past) · indiydim(positive, singular, definite, past) · indiydin(positive, singular, definite, past) · indiydi(positive, singular, definite, past) · indiydik(positive, plural, definite, past) · indiydiniz(positive, plural, definite, past) · indiydiler(positive, plural, definite, past) · indiysem(positive, singular, definite, past, conditional) · indiysen(positive, singular, definite, past, conditional) · indiyse(positive, singular, definite, past, conditional) · indiysek(positive, plural, definite, past, conditional) · indiyseniz(positive, plural, definite, past, conditional) · indiyseler(positive, plural, definite, past, conditional) · indilerse(positive, plural, definite, past, conditional)