- çok, adamakıllı
“Derken yağmur iyice bastırmış, gök gürlemeye, şimşekler çakmaya başlamıştı.”
- tamamen
“Şapkası iyice yana yıkılmıştı.”
“Ali giderse bizim evin tadı iyice kaçar.”
- gereği gibi, derinlemesine, ayrıntılarıyla
“Kabahat bende ki iyice arayıp taramadan bunu kendime gelin yapmaya karar verdim, sana tavsiye ettim.”
Biçimlerdaha iyice(comparative) · en iyice(superlative)