- bir kapalı kaptan, bir borudan sızan gaz veya sıvı, kaçıntı
- gizlice kaçırılmış olan mal veya madde
“Hâlbuki buraları ve hususuyla Anadolu’yu, kaçaktan mümkün mertebe muhafaza için bundan başka çare yoktur.”
- av sırasında vurulamayan kuş
“Malum a, kaçak diye avcının tüfeğinden kurtulmuş kuşlara denir.”
- bağlı bulunduğu yerden veya yasadan kaçan, uzaklaşan .
“Vapurda bir de kaçak Rus ailesi var.”
- yasaca belirtilmiş gerekli gümrük ve vergileri ödenmeden bir yere sokulan veya bir yerden çıkarılan.
- yasaca yapılması yasak olan veya yapılması için gerekli izin alınmayan.
- yasalara, kurallara uymayarak gizli bir biçimde.
“Bütün harp müddetince babası ile İsviçre'de kaçak yaşadı.”
Biçimlerkaçağı(accusative) · kaçaklar(plural) · kaçak(singular, nominative) · kaçaklar(plural, nominative) · kaçağı(singular, accusative) · kaçakları(plural, accusative) · kaçağa(singular, dative) · kaçaklara(plural, dative) · kaçakta(singular, locative) · kaçaklarda(plural, locative) · kaçaktan(singular, ablative) · kaçaklardan(plural, ablative) · kaçağın(singular, genitive) · kaçakların(plural, genitive) · kaçağım(possessive, singular, first-person, nominative) · kaçaklarım(possessive, plural, first-person, singular, nominative) · kaçağımı(possessive, singular, first-person, accusative) · kaçaklarımı(possessive, plural, first-person, singular, accusative) · kaçağıma(possessive, singular, first-person, dative) · kaçaklarıma(possessive, plural, first-person, singular, dative)