- bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka
“O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi.”
- bir şeyi çevreleyen çizgi
- pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri
“Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade.”
- merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer
“Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar.”
- yan
- bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri
Biçimlerkenarı(accusative) · kenarlar(plural)