- iyilik, lütuf, ihsan
“Başımızdan gitmesi, ekşi suratından kurtulmamız da bir nimetti.”
- yaşamak için gerekli her şey
“Desem ki sen benim için hava kadar lazım. Ekmek kadar mübarek. Su gibi aziz bir şeysin. Nimetsin, nimettensin.”
- yiyecek içecek, özellikle ekmek
- (mecaz) Yararlanılan imkân
“Evinizin iş yerinize bu kadar yakın oluşu nimet.”
- Hem erkek adı hem de kız adı. İyilik, lütuf, ihsan.
Biçimlernimeti(accusative) · nimetler(plural) · Nimet'i(accusative)