- akıcı, rahat konuşamayan
“Önce benim sonra kardeşimin elini avuçlarının arasına alıp tutuk ama heyecansız bir sesle yakında yeniden evleneceğini söyledi.”
- eski işlevini göremez duruma gelmiş
“Ne var ki banyo kapısının sürgüsü tutuk, kilidi de kırık olduğundan, kolu indirerek dışarı çıkmayı başarmıştı her seferinde.”
- olması gereken gibi olmayan
“Millî takım bugünlerde tutuk.”
- bir organ hareket edemez olmuş
“Geçen gün beni dövdüler. Boynum, omuzlarım hâlâ tutuk.”
- kısılmış, kesik
“Ağır ağır ve tahtalar arasında boğulan tutuk akislerle yükseliyordu.”
- tutuklu
- kapalı, tıkalı
- sıkıntılı
“Bu tutuk hava içinde saat ona doğru Meclisin zili uzun uzun çaldı.”
- durgun, çekingen, sıkılgan
“Bu babadan geçme derviş huyum, hoşgörüm yüzünden tutuk oluşumu anlamıyorlar.”
Biçimlerdaha tutuk(comparative) · en tutuk(superlative) · Tutuk'u(accusative)