[ˈja.kɯn], [ja.ˈkɯn]
OriginEski Türkçe yak (yak), yağu (yağu).
- uzak olmayan yer
- aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, akraba ya da dost
“En yakınlarından başlayarak herkese hayatı cehennem ettiği de doğrudur.”
- uzak olmadan
“Gelin, bana yakın oturun lütfen.”
- andıran, benzeyen, yaklaşan
“Beş dönüme yakın bahçesi bir ormanı andırırdı.”
- aralarında sıkı ilgi bulunan
“Her birinin muhakkak bir yakın arkadaşı vardır.”
- az bir ara ile ayrılmış olan (yer veya zaman)
- erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan
- küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan
“İklim ile toprağın bereketi ve insanın faaliyeti arasında yakın bir münasebet vardır.”
- form-ofyakmak (eylem) sözcüğünün dilek-emir kipi basit ikinci çoğul şahıs olumlu çekimi
Formsyakını(accusative) · yakınlar(plural) · yakın(singular, nominative) · yakınlar(plural, nominative) · yakını(singular, accusative) · yakınları(plural, accusative) · yakına(singular, dative) · yakınlara(plural, dative) · yakında(singular, locative) · yakınlarda(plural, locative) · yakından(singular, ablative) · yakınlardan(plural, ablative) · yakının(singular, genitive) · yakınların(plural, genitive) · yakınım(possessive, singular, first-person, nominative) · yakınlarım(possessive, plural, first-person, singular, nominative) · yakınımı(possessive, singular, first-person, accusative) · yakınlarımı(possessive, plural, first-person, singular, accusative) · yakınıma(possessive, singular, first-person, dative) · yakınlarıma(possessive, plural, first-person, singular, dative)