/za.ˈjɯf/
KökenOsmanlı Türkçesi ضعيف, Arapça ضَعِيف (ḍaʿīf).
- başarısızlığı gösteren not
- enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan
“Radyoda uzak bir istasyonun zayıf sesini duydu.”
“Zayıf ışık gözleri okurken yorar.”
- eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık
“Uzun boylu, zayıf, ellilik bir hanım.”
- görevini yapacak yeterli gücü olmayan
“Gözleri zayıf olduğundan gazeteyi ona bazen torunu okurdu.”
“Zayıf ordu kuvvetliyi yendi.”
- (mecaz) bilgi yönünden yeterli olmayan, kabiliyetsiz, yeteneksiz
- (mecaz) çok az
- (mecaz) dayanıklılığı, sağlamlığı olmayan
“Zayıf bina zelzele yerle bir oldu.”
- (mecaz) kişilik ve ruhî yönden gereği kadar güçlü olmayan
“Zayıf ve uydurma bir âşık bu cevaba karşı perişan olurdu.”
- (mecaz) güvenilir, itimada şayan olmayan
- (mecaz) mühim, önemli olmayan
Biçimlerzayıfı(accusative) · zayıflar(plural) · zayıf(singular, nominative) · zayıflar(plural, nominative) · zayıfı(singular, accusative) · zayıfları(plural, accusative) · zayıfa(singular, dative) · zayıflara(plural, dative) · zayıfta(singular, locative) · zayıflarda(plural, locative) · zayıftan(singular, ablative) · zayıflardan(plural, ablative) · zayıfın(singular, genitive) · zayıfların(plural, genitive) · zayıfım(possessive, singular, first-person, nominative) · zayıflarım(possessive, plural, first-person, singular, nominative) · zayıfımı(possessive, singular, first-person, accusative) · zayıflarımı(possessive, plural, first-person, singular, accusative) · zayıfıma(possessive, singular, first-person, dative) · zayıflarıma(possessive, plural, first-person, singular, dative)